FRANSA EBEDİYYEN BU LEKEYİ TAŞIYACAK...

Alfred Dreyfus 100 Yıl Önce Fransa
MERİÇ VELİDEDEOĞLU
19. yy. biterken Fransa, bütün ulusal kurumlarını sarsıp ortalığı karmakarışık yapan ve yıllarca sürecek bir dava ile kökünden sarsılmaktadır. Ünlü "Dreyfüs Davası"dır bu. "Fransa ebediyen bu lekeyi taşıyacak!" diye değerlendirilen davanın konusu casusluktur. Suçlanan da orduda görevli yüzbaşı A. Dreyfüs'tür. Bu suçu da binbaşı Du Paty de Clam, kafasında tasarladığı biçimde yaratmıştır. Dreyfüs'ün tüm çevresini taramış, evini altüst edip aramış; bir şey bulamayınca da, Dreyfüs'ün bütün suç delillerini "yok" ettiğine inanmıştır. Tıpkı günümüz Türkiyesi'nde İlhan Selçuk'un bilgisayarında bir şey bulamayanların "önceden silinmiş" dedikleri gibi. Ne ki, Tuncay Güney'in benzeri Du Paty de Clam'ın saçma sapan delillerini temel alan "savcı" Brisset "iddianame"yi hazırlar. Buna göre Dreyfüs: Çok bilgilidir, hafızası kuvvetlidir; akıllıdır; az konuşur...
Bizim Zekeriya Öz de ne diyordu iddianamesinde İlhan Selçuk için: Az konuşur; akıllıdır; herkes ona "abi" der... Savcı Brisset'in iddianamesine dayanılarak Dreyfüs tutuklanır: Ne için tutuklandığını, suçunun ne olduğunu "bilmez". Ama bunu öğrenmesi de aylarca sürmez. 15 gün sonra suçunun ne olduğu kendisine bildirilir. Davadan söz edilmeye başlandığı 1894 yılının son aylarında, Fransa'nın Almanya'ya kaptırdığı Alsace-Loraine'nin acısıyla kıvranması doruğa çıkmıştır. Yükselen milliyetçilik, beraberinde anti-semitizmi de çanlandırmış, Dreyfüs'ün Musevi olması sağcı basını ayağa kaldırmıştır. Çifte standart bir saldırıya geçerler. Öte yanda hükümet sağcıların desteğiyle ayaktadır. Başbakan Dupuy, desteklerinin kesilmemesi için yargılamanın başlatılmasını ister. Davanın "arkasında"dır. Ne ki, "Ben bu davanın savcısıyım!" deme pişkinliğini göstermez...
O tarihte Fransa'da "kuvvetler ayrılığı" bulunmasına, davanın askeri mahkemede görülmesine karşın, yine de "yargı"nın üzerine "yürütme"nin baskısı çöker. Karşı koyuşlara, Savunma Bakanı delillerin "düzmece" değil "gerçek" olduğunu söyleyerek yanıt verir. Başbakan da "Bekleyin!" diye "sabır" ister; artık dava siyasileşmiştir. Yargılama sonunda Dreyfüs suçlu bulunur. Fransa'da "ölüm" cezası siyasi suçlar için kalktığından "bir" kez "müebbet" hapis cezası verilir. Zaten savcı da, "100" yıl sonra günümüz Türkiyesi'nde olduğu gibi "üç, beş" kez "müebbet" istememiştir. Ne var ki, bir süre sonra iddianamenin "geçersizliği" adaletin büyük "yara" aldığı, Dreyfüs'ün suçsuzluğu ortaya çıktığı ileri sürülerek, davanın yeniden görülmesi istenir. Fransa'nın tek konusu bu davadır artık. Alsace-Loraine bile gündemden düşmüştür.
Yeniden yargılamaya karşı olan sağcı basın bütün olanaklarıyla saldırıya geçer. Figaro da onlara katılır. Söylendiğine göre Figaro 15 bin altına "satın" alınmıştır. Kala kala bir "L'Aurore" yani "Şafak" kalır, ama yalnızca "Şafak" başında "yeni" yoktur. Davada adları geçen ve baştan beri bunun bir "maskaralık" olduğunu ileri süren Almanya, İtalya v.ö.'ler ateş püskürürler. ABD kepçesini henüz Avrupa'ya tam daldırmadığından, ABD Başkanı'ndan: Aman yetiş "Fransa'da iç savaş çıkacak!" diye "el" atması istenmez. Bu, ancak 100 yıl sonra "Ergenekon Davası" görülürken Türkiye için istenecekti, siyahi Başkan Obama'dan... Yerden, gökten yüzlerce delil toplansa da, dava 12 yıl sürse de Dreyfüs aklanır.
Ama, Emil Zola'nın dediği gibi bu dava ile oluşan kara "leke"yi, "Fransa sonsuza dek taşıyacaktır!"...
YILMAZ ÖZDİL
Gerçekler görülmeli artık !..
Kararlılık mesajı çıktı ya ,daha ne istiyorsunuz?
Eğip bükmeden soralım...
* Son 5-6 yılda...
PKK'lı mı tıktık içeri?
Subay-astsubay mı?
* Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı'nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?
PKK'ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis'e sokarken, Cumhurbaşkanı'nın masasına davet ederken; 1'inci Ordu Komutanı'nı 'terör örgütü kurmak'tan içeri tıkmadık mı?
Şehide 'kelle' dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, 'Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim' diyen Başbakan'a, 'Bravo, aynen devam' deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?
PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan'ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır'ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, 'Cana geleceğine mala gelsin' diyen Diyarbakır Valisi'ne 'aferin' deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?
Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat edip, 'Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek' demedik mi?
'Amerika istedi diye harekátı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o kampları tutmamız gerekirdi' dediği için, neredeyse 'vatan haini' ilan edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün Aktütün'ü bastığında haklı çıkmadı mı?
Irak'taki hacivat 'Kedi bile vermem' derken; yaralı PKK'lıların tedavi edildiği Kuzey Irak'taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?
Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK'yı koynunda besleyen Barzani'ye, Talabani'ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?
İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kadınları çocukları havaya uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar utanmadan, 'Ne malum PKK'nın yaptığı' demedi mi?
Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda tazeler Allah'ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekátları Mehmetçik Vakfı yerine, Almanya'da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen Deniz Feneri'ne vermiyor muyuz?
(Mehmetcik Vakfı ve LÖSEV'e verelim, hiç olmazsa orda yetim sabilere yardım ediliyor ve çaresiz insanlar tedavi oluyor. Bu iki kurumda çalışanlar sagduyu sahibi ve tok insanlar, onlara şükranlarımı sunuyorum T.GÜRZ)
Gariban ailelerin çocukları şakır şakır şehit düşerken, subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle üniversite kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken; 'Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için yurtdışında okuyorum' diyenler askerlikten yırtmıyor mu?
Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken, 'Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu' diyenler, askerlikten sıyırmıyor mu? *
Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma dandik karakolu, parasızlık nedeniyle
Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış...
Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi, yerim.......

0 yorum yazılmıştır