« Önceki | Sonraki »

26/3/2009

FELSEFE

ASLAN DOĞURMAK
Hayvanlar bir gün kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar.
Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar.  

'Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun? ' diye sormuşlar aslana.

'Bir.' diye yanıtlar dişli aslan. 'Fakat ben aslan doğururum.'


DERSIMIZ;

NITELIK, NICELIKTEN ÖNEMLIDIR.

************

YENGEÇ ILE ANNESI

'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna.

'Düzgün yürüsene ! ' der.

- 'Pekala anne' der çocuk.  

- 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. '  


DERSIMIZ;

HAREKETLER SÖZLERDEN ÖNDE GELIR?  

************ ***

ASLAN, KOYUN, KURT VE TILKI

Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin
kokup kokmadığını sorar.

Evet ! ? diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve
koyunu oracıkta parçalar.

Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar.  

Hayır ! ! ? diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz.

Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar.
Tilkinin yanıtı şöyle olur;

- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor ! ?  


DERSIMIZ;

AKILLI KIŞI TEHLIKELI DURUMLARDA KONUŞMAZ !!!

************ **


KAZLAR VE TURNALAR

Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına  
yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar.
Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar.


DERSIMIZ;

YAKALANANLAR HER ZAMAN SUÇLU OLANLAR DEĞILDIR?  

************ *********


HASTA GEYIK  

Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek  için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar.
Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.

Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter.
Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.


DERSIMİZ;  

SIZCE ?

BENCE; iyilik eden cezasını bulur !

************ ********* ***


FARELERIN TOPLANTISI  

Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden
kurtulma planları yaparlar.
Pek çok fikir öne sürülür.
Hiçbiri kabul görmez.

En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir.Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve  
kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.

Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa  
kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir.  

Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Çanı kedinin boynuna KİM asacak ???


DERSIMIZ;

IYI BIR PLAN YAPMAK AYRI, O PLANI GERÇEKLEŞTIRMEK  
AYRIDIR. *


* İnsanlar FELSEFE yi;

* Çocukken MASAL'lardan,
* Büyüyünce KiTAP'lardan,
* ihtiyarlarlayı nca da arkalarında kalan YAŞAM'larından Öğrenirler... 

29/1/2009

FRANSA EBEDİYYEN BU LEKEYİ TAŞIYACAK...



Alfred Dreyfus 100 Yıl Önce Fransa
MERİÇ VELİDEDEOĞLU

19. yy. biterken Fransa, bütün ulusal kurumlarını sarsıp ortalığı karmakarışık yapan ve yıllarca sürecek bir dava ile kökünden sarsılmaktadır. Ünlü "Dreyfüs Davası"dır bu. "Fransa ebediyen bu lekeyi taşıyacak!" diye değerlendirilen davanın konusu casusluktur. Suçlanan da orduda görevli yüzbaşı A. Dreyfüs'tür. Bu suçu da binbaşı Du Paty de Clam, kafasında tasarladığı biçimde yaratmıştır. Dreyfüs'ün tüm çevresini taramış, evini altüst edip aramış; bir şey bulamayınca da, Dreyfüs'ün bütün suç delillerini "yok" ettiğine inanmıştır. Tıpkı günümüz Türkiyesi'nde İlhan Selçuk'un bilgisayarında bir şey bulamayanların "önceden silinmiş" dedikleri gibi. Ne ki, Tuncay Güney'in benzeri Du Paty de Clam'ın saçma sapan delillerini temel alan "savcı" Brisset "iddianame"yi hazırlar. Buna göre Dreyfüs: Çok bilgilidir, hafızası kuvvetlidir; akıllıdır; az konuşur...


Bizim Zekeriya Öz de ne diyordu iddianamesinde İlhan Selçuk için: Az konuşur; akıllıdır; herkes ona "abi" der... Savcı Brisset'in iddianamesine dayanılarak Dreyfüs tutuklanır: Ne için tutuklandığını, suçunun ne olduğunu "bilmez". Ama bunu öğrenmesi de aylarca sürmez. 15 gün sonra suçunun ne olduğu kendisine bildirilir. Davadan söz edilmeye başlandığı 1894 yılının son aylarında, Fransa'nın Almanya'ya kaptırdığı Alsace-Loraine'nin acısıyla kıvranması doruğa çıkmıştır. Yükselen milliyetçilik, beraberinde anti-semitizmi de çanlandırmış, Dreyfüs'ün Musevi olması sağcı basını ayağa kaldırmıştır. Çifte standart bir saldırıya geçerler. Öte yanda hükümet sağcıların desteğiyle ayaktadır. Başbakan Dupuy, desteklerinin kesilmemesi için yargılamanın başlatılmasını ister. Davanın "arkasında"dır. Ne ki, "Ben bu davanın savcısıyım!" deme pişkinliğini göstermez...

O tarihte Fransa'da "kuvvetler ayrılığı" bulunmasına, davanın askeri mahkemede görülmesine karşın, yine de "yargı"nın üzerine "yürütme"nin baskısı çöker. Karşı koyuşlara, Savunma Bakanı delillerin "düzmece" değil "gerçek" olduğunu söyleyerek yanıt verir. Başbakan da "Bekleyin!" diye "sabır" ister; artık dava siyasileşmiştir. Yargılama sonunda Dreyfüs suçlu bulunur. Fransa'da "ölüm" cezası siyasi suçlar için kalktığından "bir" kez "müebbet" hapis cezası verilir. Zaten savcı da, "100" yıl sonra günümüz Türkiyesi'nde olduğu gibi "üç, beş" kez "müebbet" istememiştir. Ne var ki, bir süre sonra iddianamenin "geçersizliği" adaletin büyük "yara" aldığı, Dreyfüs'ün suçsuzluğu ortaya çıktığı ileri sürülerek, davanın yeniden görülmesi istenir. Fransa'nın tek konusu bu davadır artık. Alsace-Loraine bile gündemden düşmüştür.

Yeniden yargılamaya karşı olan sağcı basın bütün olanaklarıyla saldırıya geçer. Figaro da onlara katılır. Söylendiğine göre Figaro 15 bin altına "satın" alınmıştır. Kala kala bir "L'Aurore" yani "Şafak" kalır, ama yalnızca "Şafak" başında "yeni" yoktur. Davada adları geçen ve baştan beri bunun bir "maskaralık" olduğunu ileri süren Almanya, İtalya v.ö.'ler ateş püskürürler. ABD kepçesini henüz Avrupa'ya tam daldırmadığından, ABD Başkanı'ndan: Aman yetiş "Fransa'da iç savaş çıkacak!" diye "el" atması istenmez. Bu, ancak 100 yıl sonra "Ergenekon Davası" görülürken Türkiye için istenecekti, siyahi Başkan Obama'dan... Yerden, gökten yüzlerce delil toplansa da, dava 12 yıl sürse de Dreyfüs aklanır.

Ama, Emil Zola'nın dediği gibi bu dava ile oluşan kara "leke"yi, "Fransa sonsuza dek taşıyacaktır!"...




YILMAZ ÖZDİL

Gerçekler görülmeli artık !..
Kararlılık mesajı çıktı ya ,daha ne istiyorsunuz?
Eğip bükmeden soralım...
* Son 5-6 yılda...
PKK'lı mı tıktık içeri?
Subay-astsubay mı?
* Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı'nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?

PKK'ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis'e sokarken, Cumhurbaşkanı'nın masasına davet ederken; 1'inci Ordu Komutanı'nı 'terör örgütü kurmak'tan içeri tıkmadık mı?

Şehide 'kelle' dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, 'Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim' diyen Başbakan'a, 'Bravo, aynen devam' deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?

PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan'ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır'ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, 'Cana geleceğine mala gelsin' diyen Diyarbakır Valisi'ne 'aferin' deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?

Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat edip, 'Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek' demedik mi?

'Amerika istedi diye harekátı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o kampları tutmamız gerekirdi' dediği için, neredeyse 'vatan haini' ilan edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün Aktütün'ü bastığında haklı çıkmadı mı?

Irak'taki hacivat 'Kedi bile vermem' derken; yaralı PKK'lıların tedavi edildiği Kuzey Irak'taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?

Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK'yı koynunda besleyen Barzani'ye, Talabani'ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kadınları çocukları havaya uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar utanmadan, 'Ne malum PKK'nın yaptığı' demedi mi?

Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda tazeler Allah'ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekátları Mehmetçik Vakfı yerine, Almanya'da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen Deniz Feneri'ne vermiyor muyuz?

(Mehmetcik Vakfı ve LÖSEV'e verelim, hiç olmazsa orda yetim sabilere yardım ediliyor ve çaresiz insanlar tedavi oluyor. Bu iki kurumda çalışanlar sagduyu sahibi ve tok insanlar, onlara şükranlarımı sunuyorum T.GÜRZ)



Gariban ailelerin çocukları şakır şakır şehit düşerken, subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle üniversite kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken; 'Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için yurtdışında okuyorum' diyenler askerlikten yırtmıyor mu?

Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken, 'Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu' diyenler, askerlikten sıyırmıyor mu? *

Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma dandik karakolu, parasızlık nedeniyle 100 metre ileriye taşıyamadığımızı açıklarken; Genelkurmay eski Başkanı'na, korgeneral refakatinde askeri uçakla taşıyarak, 1 trilyon liralık zırhlı Audi almadık mı? *

Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış...

Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi, yerim.......

17/1/2009

KÖTÜYÜM BEN !!!!

 


Ben  valla çok sıradan ve basit bir insan olmak istiyorum.Sıpsı radan ve basbasit.Çünkü herkes gördüğüm kadarıyla çok muhteşem!''Ben almim,kalsın yani'' demek istiyorum…

 

Bu muhteşemliklerden çok bunaldım.Sıfır, hatta sıfırın altı eksi 1 olsam daha da bi rahat edeceğim.Canım öyle olmak istiyor.Köpkötü ,işe yaramaz,beş para etmez biri olmak istiyor canım...

 

Ne? ''olursam mı'' dedim?Pardon,ö yleyim öyleyim…Olmak gibi bişi yok,öyleyim zaten…Sıfırın altında eksi 1…Daha aşağısı var mı bilmiyorum?Matematiğ im iyi değil...Varsa eğer onu da olurum hiç de problem değil...

 

Tıpkı o ''domestos'' reklamındaki mikrop gibi;

'' kötüyüm ben, kötüyüm, kötüyüm
herkesi hasta ederim, ederim
ishal yapar kustururum, bezdiririm''…şarkısını söylemek istiyor canım ,sürekli...

 

Niye?

Bir zamanlar ,zamanın bir yerinde, bir felsefe öğretmenimiz vardı... Sınıfa bir soru sordu;''en kötü özelliğinizi  söyleyin bakalım ''.

Verilen yanıtlar şöyleydi;

*ben çok safım,insanlara çok çabuk güveniyorum…

*ben yalana kesinlikle tahammül edemiyorum,çok sinirleniyorum. ..

*ben çok çabuk kırılırım,çok hassasım.

* insanları hemen affederim ve bu yüzden çok kazık yiyorum.

*haksızlıklara tahammülüm yok…

*çok sabırsızım.

 

Vs.vs.vs.vs…. (O zamanlar ''sazan'' kelimesi icat olunmamıştı.Ve bizler,sazan olduğumuzu henüz bilmiyorduk. )

 

Hiç kimse mesela ''ben kıskancım'','' ben  nankörüm'',''ben  çıkarcıyım'' ,''ben nefretle doluyum'','' ben insanlar üzerinde ego tatmini yaparım'',''ben bencilim'',' 'ben dedikoducuyum' ',

''ben çok ayran gönüllüyüm'',''ben çok kişiyi aldattım,

aldatmayı seviyorum,sahtekarı n allahıyım'','' ben bir gerizekalıyım' 'demedi…Kimsenin ayranı ekşi değildi yani...

 

Felsefe hocamız,''bakı n gördünüz mü?Herkes aslında olumlu olan bir huyunu,sanki olumsuzmuş gibi söylüyor çünkü kimse kendinde bulunan olumsuz bir özelliği kolay kolay itiraf edemez'' dedi…

 

Gerçekten de böyle…Çevreme bakıyorum;herkes çok iyi kalpli…Hatta herkese ''size melek diyebilir miyim?size anne diyebilir miyim?'' diye sorasım geliyor.Herkes o kadar iyi,o kadar tatlı,o kadar şeker ki!(parantez içinde ünlem aslında)

 

Ammaaa, 

 

 

Ya da bu çok melekler,süper ultra iyi insanlar,kendilerin den başka hiç kimsenin hiçbir yerde sivrilmesini hazmedemiyorlar. Tek adam ya da tek kadın olmak için yapmadıkları numara kalmıyor;kapak oluyorlar kapak!Ama hiç sahtekar değiller canım(!) İyi kalpli melaikeliği de kimseye bırakmıyorlar. ..

 

 

Bu tatlı melekler polemiği,demagojiyi çok ama çok seviyorlar.Ammaa sorsanız, bunların hataları bile iyi kalpli!Hata 1 olur,2 olur,3 olur …İyi de be anam bu nası bişi?Bin kere hata mı olur?Fermuar diktir bari,cırt cırt açıp kaparsın hatalarını ,yorulma bari...

 

Bunları dinledikçe tıpkı bazı insanları kekliyen konsomatristlerin hayat hikayelerini dinlemiş gibi oluyor insan!..''ben çok saftım,kandırıldı m!küçücüktüm,kazı k yedim büyüdüm!..ühüü ühüü''…Vah vah vah!…

 

Artık kimsenin bu sahte hayatlarına tahammül edecek halim kalmadı.

 

Hah işte sırf bu yüzden inadına şöyle konuşmak lazım;

''Yalan konuşurum,

dedikodu yaparım,

çok nankörüm,ohh canıma deysin!...

Sahtekarın allahıyım…

Nabza göre şerbet dağıtırım…

Hırslarla yanar tutuşurum ve gerekirse adamı bozuk para gibi harcarım…

 

Bencilim;tek ben varım,ben olacağım…Diğerleri mi?Onlar da kim? Salla gitsin!

İğrencim ve iğrenç olmak hoşuma gidiyor…vs.vs. vs''

 

Böyle konuşmak gerekiyor çünkü çok melek olmanın sonuçları ortada...Gerek yok yani...


Yani anlacağınız tıpkı domestos reklamındaki mikrop gibi şarkı söylemek lazım;

''kötüyüm ben, kötüyüm, kötüyüm
herkesi hasta ederim, ederim
ishal yapar kustururum, bezdiririm''…

 

Yani Can Yücel'in dediği gibi ''ne kadar rezil olursak o kadar iyi'' demek lazım.

 

Ohh be kötü olmak ne güzel!

 

Yaşasın kötülük!

5/1/2009




Benim hiç sapanım olmadı anne,
Ne kuşları vurdum,
Ne de kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca
Bir tek kendimi vurdum! ..

Suskun görünsem de,
Fırtınalı ve mağrurdum anne.
Bir mızrak gibi,
Aynada hep dik durdum anne! ..
Ben sana hiç bir gün laf getirmedim,
Leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım,
Kalbimi çok yordum...
Ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum! ...

Benim hiç sevgilim olmadı anne,
Ne bir yuva kurdum,
Ne bir gün şansım güldü...
Öpemeden bir bebeğin gidişini,
Tükendi gitti çağım...
Kimi yürekten sevdiysem,
Yüreğini başkasına böldü...
Bir muhabbet kuşum vardı,
O da yalnızlıktan öldü...

Sen beni göğsünde
Hep acılarla mı soğurdun anne?
Yoksa evlat diye,
Koca bir taş mı doğurdun anne?
Eziyet degilim, zahmet değilim,
Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
Doğurdun da beni,
Ne ile yoğurdun anne?

Benim hiç hayalim olmadı anne...
Ne seni rahat ettirdim,
Ne kendim ettim rahat...
BİR MUTLULUK FOTOĞRAFI BİLE ÇEKTİRMEDİ BU HAYAT!
Kaybolmuş bir anahtar kadar
Sahipsizim anne...
Ne omuzumda bir dost eli,
Ne saçımda bir şefkat...

Say ki yollardan akan,
Şu faydasız çamurdum anne...
Say ki ıslanmaktım, üşümektim,
Say ki yağmurdum anne!
Bunca yıldır gözyaşlarını,
Hangi denizlere sakladın?
Oy ben öleyim,
SEN BENİ NE DİYE DOĞURDUN ANNE? ? 
 

25/10/2008

DOSTLUK ÖDÜLÜ




Hayatımdaki en değerli insanlardan bir tanesi olan ANEMON beni dünya dostluk ödülüne layık görmüş... hayatımızda var olupta anlık zamanlarda veya belirli bir süre içerisinde arkadaşlık yapmaya çalışan bir sürü insan var... ama öyle insanlar varki sizi anlık değil belirli bir zaman çerçevesinde değil sizi bir ömür boyu koruyup kollayan, elindeki imkanları kullanarak sizler için ellerinden gelen herşeyi yapmaya hazır olan insanlar vardır... işte ANEMON da bunların arasına giren nadir insanlardan bir tanesidir... hayatta en değerli, en samimi, en içten, en candan dostumdur, arkadaşımdır, ablamdır, canımdır, ciğerimdir...

Şimdi galiba bu dostluk ödülünü, dostluklarımızın daha iyi pekişmesi ve daha da sağlam olabilmesi amacı ile dünya dostluk ödülünü ben bütün blogcu arkadaşlarıma veriyorum... isimleri tek tek yazmak bana biraz zor gelicek, lütfen ismini sayamadığım dostlarım beni affetsin...

1-
www.blogcu.com/anemonunmutfagi
2- www.blogcu.com/defneninsuzgeci
3- www.blogcu.com/kısdusu
4- www.blogcu.com/izmirlihaberci
5- www.blogcu.com/kiana
6- www.blogcu.com/hamdivehüsnücan
7- www.blogcu.com/cabukyemek
8-
www.blogcu.com/bilinen
9-
www.blogcu.com/yasaminkiyisindan
10-
www.blogcu.com/kobieta
11-
www.blogcu.com/yapraksarma
12-
www.blogcu.com/herseyzor
13-
www.blogcu.com/tropikalmalibu
14-www.blogcu.com/ilknur1959
15-
www.blogcu.com/nihalcan